Genç Nüfusta Madde Kullanım Yaygınlığı

Genç Nüfusta Madde Kullanım Yaygınlığı

(2010 Türkiye uyuşturucu raporu)

Türkiye’de genç nüfusta madde kullanım yaygınlığına yönelik olarak bu güne kadar ülke genelini kapsayan bir çalışma yapılmamıştır. Bazı bölgelerde yapılan çalışmalar bulunmakla beraber düzenli aralıklarla ölçüm olmadığı için kullanım trendlerini ve değişimi etkileyen faktörleri değerlendirmek güçtür.

Bu konuda ilk kapsamlı çalışmalar Ögel ve arkadaşları tarafından 1998 yılında yapılmış, 15 ilde 15–17 yaş grubundaki 20.000 öğrenci arasında, son bir ay içerisinde alkol kullanımı %17,3, yaşam boyu en az bir kez esrar kullanımı %3,6, uçucu madde kullanımı %8,6, eroin kullanımı %1,6, kokain kullanımı %1,4 ve benzodiazepin kullanımı %3,3 olarak saptanmıştır.

Yine Ögel ve arkadaşları tarafından yapılan bir diğer çalışmada; 2001 yılında 9 ilde 15–17 yaş grubundaki 11.989 öğrenci arasında, son bir ay içerisinde tütün kullanımı %27; son bir ay içerisinde alkol kullanımı %15,9; yaşam boyu en az bir kez esrar kullanımı %3; yaşam boyu en az bir kez uçucu madde kullanımı %4,3; son bir ay içerisinde uçucu madde kullanımı %1,9; son bir ay içerisinde eroin kullanımı %1,2; son bir ay içerisinde ecstasy ve kokain kullanımı %1 olarak tespit edilmiştir.21Türkiye, ESPAD (Alkol ve Diğer Uyuşturucu Kullanımına Yönelik Avrupa Okul Araştırma Projesi) araştırmasına ilk kez İstanbul’da yapılan bir çalışmayla 1995 yılında katılmıştır. 1995 yılında 15 ayrı okulda, 2800 öğrenci ile yürütülen bu çalışmada, öğrencilerin son bir ay içerisinde %23,5’inin alkol kullandığı saptanmıştır.

2003 yılında Adana, Ankara, Diyarbakır, İzmir, İstanbul ve Samsun’da yapılan ESPAD araştırmasına göre22; son 12 aylık dönemde kullanıldığı bildirilen maddeler içinde, öğrencilerin %4’ünden fazlası esrar ve %3’ü de uçucu madde kullandığını ifade etmiştir. Erkeklerdeki oranlar, kızlara göre daha yüksektir. Son 30 günlük dönem için esrar kullanım oranı %2 olarak görülmüştür.

Diğer bir çalışma 2007 yılında TBMM tarafından 60 ildeki 261 okulda (130 resmi,131 özel) yapılmıştır.23 Bu araştırmada 26009 öğrenciye okulda şiddet olaylarınınyanı sıra detaya girilmeden madde kullanımı da sorulmuştur. Araştırma sonuçlarına

göre, son üç ay içinde uyuşturucu/uyarıcı madde kullanım oranı %2,9 olarak tespit edilmiştir.

MEB’nın Madde Bağımlılığına Yönelik Yürüttüğü Okul Odaklı Önleme Çalışmaları

Toplumun bilinç düzeyini arttırıcı, bireysel, ailesel ve toplumsal düzeylerin hepsinde sorumluluk geliştirmeyi hedefleyen, evrensel önleme kapsamında yer alan okul odaklı önleme çalışmalarında, MEB’nın yürüttüğü çalışmalar ön planda yer almaktadır.Milli Eğitim Bakanlığınca, çocuk ve gençlerin karşılaşmaları muhtemel risklerden (madde bağımlılığı, şiddet, cinsel istismar vs.) korunması amacı ile “Eğitim Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi ve Azaltılması Strateji ve Eylem Planı (2006-2011+)”hazırlanmıştır.Bu planın “şiddetin nedenleri” başlıklı bölümünde; alkol ve madde bağımlılığının gençler arasında giderek yaygınlaştığına değinilmiştir. Bu soruna çözüm yolu olarak da, öğrencilerde şiddet davranışlarının önlenmesi ve azaltılmasına yönelik yürütülebilecek çalışmalar tespit edilmiş ve uygulamaya konulmuştur. Bu doğrultuda; “temel önleme, koruma ve müdahale hizmetlerinin tüm öğrencilere ulaştırılması,risk altındaki tüm çocukların tespitine ve onlara götürülecek hizmetlerde bütüncül bir yaklaşımın izlenmesi” stratejik hedefler olarak belirlenmiştir.

Gençlere yönelik yürütülen çalışmalar şu şekilde özetlenebilir: (TBMM, 2008:294)

1. MEB Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü, MEB Hizmetiçi Eğitim Dairesi Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü ile işbirliğinde “Hayata Sahip Çıkmak” programının uygulamaları başlatılmıştır. Bu proje,10-14 yaş grubu çocukların riskli durumlara ilişkin kendini koruma becerilerini geliştirmelerini amaçlamaktadır. Akran ve arkadaş baskısına “hayır” diyebilmeyi öğretmeyi amaçlayan bu program, rehber öğretmenlerin danışmanlığında sınıf rehber öğretmenleri tarafından uygulanmaktadır.

Programın 81 il’e yaygınlaştırılması hedeflenmektedir. Proje kapsamında kitaplar basılmış ve illere dağıtılmıştır. Uygulamaları, rehber öğretmenlerin koordinatörlüğünde hem rehber öğretmenler hem de sınıf öğretmenleri tarafından gerçekleştirilmektedir.

Öğretmenler, beş gün süren bir eğitime tabii tutulmaktadır. Bu süre içerisinde grup içi ilişkiler, çocukla iletişim, liderlik ve grup yönetimi ve yaşam becerilerinin çocuklara özümsetilmesi gibi konu başlıkları işlenmekte ve 11 oturumluk programın uygulamaları gerçekleştirilmektedir. Projenin süresi 3 yıl olup, henüz sonuçları değerlendirilmemiştir.

2. MEB Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından, 2006-2007 öğretim yılında yürürlüğe konulan “İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumları Sınıf Rehberlik Programı”nda, zararlı alışkanlıkların önlenmesine yönelik kazanımlar ve etkinliklere yer verilmiş ve uygulamalar gerçekleştirilmiştir.

3. Okul odaklı önleyici çalışmalar kapsamında, milli eğitim müdürlükleri ile her ilde emniyet müdürlükleri bünyesinde görev yapan narkotik polisleri arasından seçilen ve en az iki hafta talep azaltımı konusunda eğitim alan TUBİM İl Temas Noktası

Talep Azaltımı Uzmanı işbirliğinde faaliyetler gerçekleştirilmiştir. Sağlık Bakanlığı ve STK’lar da bu çalışmalara destek olmaktadır. 2009 yılında TUBİM’in desteklediği bu proje ile 271.466 öğrenciye ulaşılarak, maddeyle teması önlemek amacıyla farkındalık seminerleri verilmiştir.

4. Önleme sürecinin diğer önemli faktörleri arasında, çocukların etkin boş zaman faaliyetleri ve mesleki rehberlik hizmetlerinden yararlanmaları sağlanmaktadır. Sosyal kulüp çalışmaları; boş zamanları sağlıklı bir şekilde değerlendirmeyi, öğretmen ve akran grubu ile sağlıklı iletişim kurabilme ve kendini ifade edebilmeyi sağlamayayönelik yürütülmektedir (TBMM,2008:295).

5. Madde kullanımının önlenmesine yönelik olarak çocukların güvenli ortamda bulunmasına yönelik müdahaleler de yapılmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü arasında imzalanan “Okullarda Güvenli Ortamların Sağlanmasına Yönelik Koruyucu ve Önleyici Tedbirlerin Artırılmasına İlişkin İşbirliği Protokolü” kapsamında, İl Emniyet Müdürlüklerinin desteği ile yapılması

planlanan ve uygulamaya konulan çalışmalar vardır (TBMM, 2008:296):

* Okul giriş çıkış saatleri başta olmak üzere, asayiş ve trafik yönünden gerekli tedbirler

alınacaktır.

* Okul çevresinin güvenliği artırılacaktır.

* Okul servis araçlarına yönelik denetimler artırılacaktır.

* Öğrencilerin korunması amacıyla, özellikle okulların yakın çevrelerinde bulunan

park ve bahçeler ile diğer umuma açık yerlere yönelik denetimler artırılacaktır.

* Öğrencilerin gelişimlerini olumsuz yönden etkileyebilecek müstehcen neşriyat ve

diğer olumsuz unsurlardan korunması için tedbirler artırılacaktır.

* Öğrencilerin kesici, delici, paralayıcı vb. diğer unsurları taşıması ve bunlara ulaşması

ile ilgili önleme çalışmaları artırılacaktır.

* Öğrencilerin yasa dışı örgütsel ve ideolojik faaliyetlerden uzak tutulmasına yönelik

mevcut önlemler arttırılacaktır.

* Okul güvenliği konusunda irtibat görevlileri belirlenecektir.

* İl/ilçe yürütme kurullarınca irtibat görevlilerine bilgi verilecektir.

* Eğitim ortamları örnek güvenlik modelleri oluşturularak bu kapsamda okulların güvenlik önlemleri geliştirilecektir.

* İlgili personele önleme ve riski azaltma sürecinde yararlanabileceği bilgileri içeren

eğitimler verilecektir.

* Okullarda güvenliği olumsuz etkileyen iç ve dış faktörler belirlenecektir (TBMM,

2008:294-296).

Ailelere yönelik yürütülen talep azaltma çalışmaları kapsamında yürütülen çalışmalar

şu şekilde özetlenebilir (TBMM, 2008: 294):

7-19 Yaş Aile Eğitimi Programı:

Önleme sürecinde anne babaların sorumluluklarını bilmeleri ve bu doğrultuda hareket etmeleri, önleme sürecinin gerekleri arasında yer almaktadır. MEB Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel

Müdürlüğü’nün koordinatörlüğünde, SHÇEK ve Unicef işbirliğinde geliştirilen “7-19Yaş Aile Eğitimi Programı”nın uygulamaları başlamıştır. Söz konusu program ile ebeveynlerin çocukları ile daha sağlıklı ilişkiler kurmalarını desteklemek, çocuklarını ve kendilerini tanımalarına yardımcı olmak, riskleri fark etmelerine ve bu bağlamda gerçekçi tedbirler almalarına katkı sağlamak, aile içi iletişimi daha sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, aile tutumlarını değerlendirmelerine olanak tanımak ve geleceği anlamlı bir şekilde yapılandırmalarına yardım etmek gibi amaçlar hedeflenmektedir.2006 yılında pilot uygulamalarına başlanan ve 2008 yılı Aralık ayında revizyonu tamamlanmış olan program aracılığı ile bugüne kadar ulaşılan anne baba sayısı şu şekildedir (MEB, 2010:6):

Tablo 3-1: Etkili Anne Baba Eğitim Programı (7-19 Yaş)

 

2006-2007

2007-2008

2008-2009

2009-2010

3245

7413

11.321

33.189

Bu program, hem olası riskleri/çözüm önerilerini önceden ortaya koyabilmek, hem de “çocuğumu daha iyi nasıl yetiştirebilirim?” sorusuna aile açısından sağlıklı bir yanıt verebilmek için geliştirilmiş bir programdır. Program rehber öğretmenler tarafından uygulanmaktadır. Programda yer alan modüller; Ergeni Tanımak, İletişim

Kurmak, Birlikte Büyümek, Aile Tutumları, Riski Yönetmek, Olumlu Davranış Kazanmak,

Uzlaşabilmek ve Geleceği Planlamak şeklindedir. 2006 yılında başlatılan program şimdiye kadar 14 ilde uygulanmakta olup, 2013 yılına kadar tüm ülkeye genellenmesi planlanmaktadır. Programın değerlendirme kriterleri eğitici sayısı, uygulama ve katılımcı sayısı olarak belirlenmiş olmasına karşın henüz değerlendirme yapılmamıştır.

Burada, Türkiye’de okullarda yürütülen madde bağımlılığında talep azaltma/önleme çalışmalarının ne oranda etkili olduğuna ilişkin bir fikir verebilir diye yapılmış bir araştırmanın sonuçlarından söz edilmesi uygun bulunmuştur. Araştırma 2002–2003 eğitim ve öğretim yılı içinde, İstanbul’un 29 ilçesinde, İstanbul Valiliği, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği tarafından “Okullarda Madde Bağımlılığını

Önleme” adlı bir proje yürütülmüştür. Bu proje kapsamında rehber öğretmen, sınıf/branş öğretmeni, ebeveynlere yönelik madde kullanımı ve bağımlılığıyla ilgili bilgilendirme eğitimleri yapılmıştır. Bu araştırmada verilen eğitimlerin etkinliğini ve etkinliği etkileyen faktörlerin neler olduğunu değerlendirmek amaç olarak belirlemiştir.

Araştırmada, proje kapsamında yürütülen eğitimlere katılan 508 rehber öğretmen, 2599 sınıf/branş öğretmeni ve 284 ebeveyne yazarlar tarafından oluşturulan ilk-son test uygulanmıştır. Eğitimin etkinliği, ilk test toplam doğru sayıları ile son test toplam doğru sayıları arasındaki fark incelenerek ölçülmüştür. İlk testi doldurmuş olmanın, eğitimin etkinliğine bir etkisi olup olmadığını kontrol etmek için her eğitimde katılımcıların %15’ine sadece son test uygulanmıştır. Sonuçta, rehber öğretmen, sınıf/branş öğretmeni ve ebeveynlerin ilk testte ve son testte doğru yanıtladıkları toplam soru sayısı artmıştır. Doğru yanıtlanan soru sayısında ilk-son test arasında en fazla artış gözüken grup, sırasıyla; sınıf/branş öğretmenleri, ebeveynler ve rehber öğretmenlerdir. Grupların ilkson testte aldıkları doğru sayısı artışı ortalamaları, birbirleri ile karşılaştırıldığında gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır.

 Doğru yanıtlanan soru sayısındaki artış, sınıf/branş öğretmeni grubunda cinsiyet ve çocuk sahibi olma değişkenlerinden etkilenmektedir. Bayan ve çocuğu olan sınıf/branş öğretmenlerinin, ilk-son testte aldıkları doğru sayısı artışı ortalamaları, erkek ve çocuğu olmayanlara göre daha yüksektir. Bu araştırma, uygulanan eğitimlerin, rehber öğretmenlerin, sınıf/branş öğretmenlerinin ve ebeveynlerin bilgi düzeyini arttırdığını

göstermiştir. Rehber öğretmen ve ebeveynlerde doğru yanıtlanan toplam soru sayısı artışı cinsiyet, çocuk sahibi olma, sigara-alkol kullanma, çocuğu ya da öğrencileri arasında alkol kullanımı olması, değişkenlerinden etkilenmemektedir.

Bilgi artışının her üç grup için de ileriki dönemlerde tekrar ölçülmesi ve öğrenmenin sürekliliğinin araştırılması gerekmektedir (Ögel ve ark., 2004:213-221).

 Araştırmanın bu tür önleyici çalışmaların okullarda başarılı sonuç verdiğini ve okullarda yürütülen önleyici çalışmalara ilişkin değerlendirme araştırmalarının yararlı olduğunu göstermesi bakımından bundan sonra yapılacak çalışmalara yol gösterici olacağı düşünülmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Çalışmaları

Toplumsal önleme kapsamında Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Din Hizmetleri Daire Başkanlığınca ülke genelinde Çocuk Hakları ve Eğitimi, Eğitim/Bilim/Akıl, Gençlik, Sağlık ve Zararlı Alışkanlıklar ile ilgili konularda 11.783 vaaz yapılmıştır. Ayrıca 2009 yılında sosyal konularla ilgili konferans, panel, radyo ve Tv programı yapılmıştır. Bu programlardan 599'unda zararlı alışkanlıklar konusu işlenmiştir.

Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü (ASAGEM)

Tarafından Yürütülen Faaliyetler

Ülkemizdeki sosyal sorunların tespiti ve çözümü ile Türk Ailesinin bütünlüğünün korunması, güçlendirilmesi ve sosyal refahının artırılmasına yönelik çalışmalar yapmak üzere kurulan Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından; 26 Aralık 2009-29 Nisan 2010 tarihleri arasında İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırmasına göre 12 bölgede (İstanbul, Batı Marmara, Ege, Doğu Marmara, Batı Anadolu, Akdeniz,Orta Anadolu, Batı Karadeniz, Doğu Karadeniz, Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu) “Yerel Aile Çalıştayları” yapılmıştır.

Aile sorunlarını yerel düzeyde tespit etmek ve yerel sorunlara yerel çözümlerin üretilmesini sağlamak, aile politikalarına yönelik veri kaynağı elde etmek, yerel aktörlerin aile sorunlarına yönelik farkındalığını arttırmak ve yerel düzeyde sosyal yapının güçlendirilmesine katkı sağlamak amacıyla düzenlenen bu çalıştaylarda; Aile Yapısı Araştırması (2006), Türkiye Ergen Profili (2008), Boşanma Nedenleri

Araştırması (2008), Aile Değerleri Araştırması (2009), Aile Eğitimi İhtiyaç Analizi (2009) ile 12 Bölgede gerçekleştirilen Yerel Aile Çalıştayları, veri kaynağı olarak kullanılmıştır.

Kamu ve Sivil Toplum Kuruluşlarının temsilcileri ile yerel yöneticiler ve üniversitelerden akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirilen “Yerel Aile Çalıştayları”nın sonuçlarının paylaşılması ve Türkiye’nin sosyal sorunlarının haritasının çıkarılması amacıyla 14-15 Mayıs 2010 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen Aile Çalıştayları Değerlendirme Toplantısında;

• Uyuşturucu ve madde kullanan çocuk ve gençlere yönelik tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin iller bazında yaygınlaştırılmasının,

• Madde ve madde bağımlılığının önlenmesi için projeli çalışmaların yapılmasının Anne-baba ve çocuklara madde bağımlılığı konusunda eğitimler verilmesinin,

• Madde kullanan kişilerden rehabilite edilenlerin, eski ortamlarına geri dönmeleri

nedeniyle madde kullanımının ve satışının yoğun olduğu bölgeler üzerinde çalışmalar

yapılmasının büyük önem arz ettiği “Aile Sorunlarına Bölgesel Düzeyde Bakış” konulu Sonuç Raporunda belirtilmiştir.

Uyuşturucuyla Mücadelede Görev Alan Kamu Kurumları

Türkiye’de bir çok kurum ve kuruluş uyuşturucuyla mücadele alanında (arz azaltımı, talep azaltımı, önleme, koruma, rehabilitasyon vb.) faaliyet göstermektedir. Hali hazırda gerek ulusal gerekse uluslararası alandaki koordinasyon ile politikaların hazırlanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi

Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (TUBİM) tarafından yerine getirilmektedir. Konuyla ilgili olan sorumlu kurum ve kuruluşları şu şekilde sıralayabiliriz:

Sağlık Bakanlığı (Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Temel Sağlık

Hizmetleri Genel Müdürlüğü, İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü)

• Milli Eğitim Bakanlığı (Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri

Genel Müdürlüğü)

• Adalet Bakanlığı (Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, Denetimli

Serbestlik Daire Başkanlığı)

• İçişleri Bakanlığı (Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı,

Sahil Güvenlik Komutanlığı)

• Başbakanlık (Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel

Müdürlüğü,Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı,

Gümrük Müsteşarlığı, Türkiye İstatistik Kurumu, Devlet Planlama Teşkilatı,

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar

Genel Müdürlüğü)

• Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

• Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı (Toprak Mahsulleri Ofisi)

• YÖK ve Üniversiteler

Madde kullanım yaygınlığına dair araştırmalar, uygulanacak politika ve stratejilerin belirlenmesi için hayati öneme sahiptir. Gelişmiş ülkelerde en az dört yılda bir tekrarlanan bu araştırmalar ülkelere karşılaştırılabilir veriler sağlamaktadır. Türkiye’de, bazı illerde yapılan bölgesel çalışmalar dışında, ülke genelini yansıtan bir madde kullanım yaygınlığı araştırması yapılmamıştır.

 Genel Nüfus ve Genç Nüfusta Madde Kullanım Yaygınlığı

Genel nüfusta (15-64 yaş) madde kullanım yaygınlığı araştırmaları ülkemiz için çok önemli bir ihtiyaçtır. Türkiye genelini yansıtan sonuçlanmış bir genel nüfusta madde kullanımı araştırması henüz bulunmamaktadır. Bu amaçla, TUBİM tarafından bir çalışma grubu kurularak çalışmalara başlanmıştır. Planlanan bu araştırmanın pilot çalışması Ankara ölçeğinde 2010 yılında gerçekleştirilmiştir. Bu pilot araştırmaya göre; Ankara’da 15-64 yaş diliminde, reçetesiz yatıştırıcı/sakinleştirici kullanımı %4,9 ve esrar kullanımı %0,8 olarak tespit edilmiştir.

Ülkemizde genç nüfusta madde kullanım yaygınlığına dair veriler, 2003 yılında altı büyük şehirde gerçekleşen araştırmayla ve 2007 yılında TBMM tarafından gerçekleştirilen çalışmayla sınırlıdır. Bu ihtiyacı gidermek amacıyla TUBİM Bilim Kurulu’nun desteği ile genç nüfusta ulusal ölçekte yapılacak olan okul araştırması için yeni bir anket geliştirilmiştir. Yakın dönemde bu anket tüm ülke genelini kapsayacak şekilde uygulanacaktır.

Bununla beraber, özellikle Ulusal Uyuşturucu Eylem Planı doğrultusunda oluşturulan Valilik İl Uyuşturucu Koordinasyon Kurullarının katkıları ile uyuşturucu konulu bilimsel araştırmalarda artışlar gözlenmiştir.

2009-2010 öğretim yılında 2010 yılında Çanakkale’deki okullarda 5546 öğrenciye uygulanan anket ile madde kullanımını ölçmek amacıyla bölgesel bir çalışma yapılmıştır.

Araştırmanın sonuçlarına göre; yaşam boyu (bir kez bile deneme dahil) esrar kullanımı %1.4 ve uçucu kullanımı %1.2 olarak tespit edilmiştir. Son bir hafta içinde alkol kullanımı %10,7 ve sigara kullanımı %10,2 olarak tespit edilmiştir.

Madde Kullanımı Bağlantılı Ölümler

2008 yılında 147 olan doğrudan madde bağlantılı ölüm sayısı 2009 yılında 153 olarak tespit edilmiştir. Bu olguların %86,9’u (133) erkek, %13,1’i (20) kadındır. (Bu sayılara yurt dışında ölen ve otopsisi Türkiye’de yapılan vakalar dahil değildir. Yurt dışında ölmüş ancak, otopsileri Türkiye’de yapılmış Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olgu sayısı 2008 yılında 12 iken, 2009 yılında 7 olmuştur).

Bu ölümlerin yaş gruplarına göre dağılımı incelendiğinde, en fazla ölüm olayının 25-29 yaş grubu (% 20,2) ve 30-34 yaş grubunda (%18,3) olduğu görülmüştür.

Doğrudan madde bağlantılı ölümler illere göre incelendiğinde en fazla ölüm olayının meydana geldiği ilk dört il sırasıyla; İstanbul (77), Antalya (18), Gaziantep (9) ve Adana (8)

olarak tespit edilmiştir. Ölüm nedenleri kullanılan madde/maddelere göre incelendiğinde, vakaların %96,1’inde

afyon ve türevi maddeler (yalnızca afyon türevi maddeler veya alkol ve diğer maddelerle birilikte alınması) tespit edilmiştir.

Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Madde İzleme Merkezi’nin verilerine göre; Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 2006 yılında Türkiye genelinde 60 ilde 26000 okullu genç üzerinde yapılan araştırmaya göre, gençlerin %2,9’u son üç ay içinde uyuşturucu/uyarıcı madde kullandıklarını belirtmişlerdir. 2006-2007 yılları içinde Türkiye’de yatarak tedavi imkânı bulan 2853 kişinin %43,6’sı afyon ve türevleri, %36,3’ü ise esrar kullanımı nedeniyle tedavi görmüştür. Uyuşturucu madde kullanımının ve madde kullanımına bağlı ölümlerin yıllar içinde artış gösterdiği gözlenmektedir. Tüm bu verilere karşın, Türkiye’de alkol ve madde bağımlılığı tedavisinde özelleşmiş kamu ve özel sağlık kuruluşu sayısı son derece azdır.

Ülkemizde uyuşturucu kullanımın önlenmesi ve azaltılmasına yönelik önlemlerin daha ciddiyetle ve samimiyetle ele alınması gereklidir. Bu amaçla;

 *Madde bağımlılığı tedavi merkezlerinin sayısı ile bu kurumlarda çalışan personelin sayısı ve çeşitliliği artırılmalı ve eğitimli personellerin bu kurumlarda çalışması sağlanmalıdır.

 *Madde bağımlılığı merkezlerinin tüm yurtta yaygınlaşması sağlanmalıdır.

* Dünyada uygulanan tüm ilaç ve tedavi yöntemlerinin ülkemizdeki madde kullanıcılarının hizmetine sunulması ve kullanılması sağlanmalıdır.

 *Madde kullanımını bırakamayan kullanıcılara yönelik zarar azaltma programları devreye sokulmalıdır.

 *Bilimsel temeli olan önleme etkinliklerinin sayısı artırılmalı, bu etkinlikler hazırlanırken bilimsel kuruluşların ve meslek örgütlerinin görüşleri alınmalıdır.

 *Önleme etkinliklerin etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmalıdır. Önleme etkinliklerini yürütecek kuruluşlara destek verilmelidir.

 *Uyuşturucu bağımlılığı bir suç değil, bir sağlık sorunudur. Tüm uyuşturucu bağımlılarının tedaviye ücretsiz ve hızla ulaşması sosyal devletin bir sorumluluğu olarak kabul edilmelidir.

 

TBMM komisyonuna bilgi veren Sağlık bakanlığı Alkol Dışı Madde Bağımlılığı ile Mücadele ve Kontrol Şube Müdürü Sevgi SUÇİN yapılan araştırmaları açıkladı. Milletvekillerini de ürküten sonuçlara göre, 16 yaş düzeyinde uyuşturucu kullanımı tehlike arz ediyor.

İşte o bilgiler:

Lise öğrencilerinde uyuşturucu kullanımının yaygınlığı (24 ilde 12.781 lise öğrencisi; Sağlık Bakanlığı)

 

1995 Yılı  %3.5

Kız öğrencilerde (24 ilde 12.781 lise öğrencisi; Sağlık Bakanlığı)

1995 Yılı  %2.3

Erkek öğrencilerde (24 ilde 12.781 lise öğrencisi; Sağlık Bakanlığı)

1995 Yılı  %3.5

Kız öğrencilerde (24 ilde 12.781 lise öğrencisi; Sağlık Bakanlığı)

1995 Yılı  %2.3

Erkek öğrencilerde (24 ilde 12.781 lise öğrencisi; Sağlık Bakanlığı)

1995 Yılı  %4.3

 

Ömür boyu en az bir kez madde (Bağımlılık Yapıcı Maddeler ve Bağımlılık İle Mücadele 2007 Yılı Türkiye Raporu; TUBİM)

2002 Yılı  %1.2

6 ilde yapılan ESPAD çalışmasına göre esrar (kanabis) kullanımı (16 yaş lise öğrencileri; UNODC, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı işbirliği)

2003 Yılı  % 4

6 ilde yapılan ESPAD çalışmasına göre (esrar) kanabis hariç yasa dışı madde kullanımı (16 yaş lise öğrencileri)

2003 Yılı   %3

 

ARAŞTIRMA DURDURULDU

Milli Eğitim Bakanlığı, ESPAD araştırmasını 2003 yılından itibaren durdurdu. Bakanlık yapılan bu araştırmaların öğrencileri uyuşturucuya teşvik ettiği iddiasıyla, AB çerçevesinde yapılan bu araştırmanın 2007 yılında yinelenmesini engelledi. Bu nedenle 2007 yılında uyuşturucu kullanım oranlarının ne kadar artış gösterdiği belirlenemiyor.

 

 

SONUÇ

 Uyuşturucu kullanan bir çocuk nasıl belli olur belirtileri nelerdir anne babaya bir bilgi notu (broşürler hazırlanarak) verilmeli okullarda kısa filmler izlettirilmelidir. Hazırlanan filmler internete MEB’in sayfasına ve hazırlanacak özel bir veb sitesine konulmalıdır ki daha çok kişiye ulaşılabilsin. TRT ile işbirliği yapılmalı.Tv kanallarında 2 dklık kamu spotları hazırlatılarak geniş kitlelere ulaşılmalıdır.

 

        2009 ve 2010 Yıllarında Yatarak Tedavi Gören Şahısların İkamet Ettikleri İller ise İstanbul ,Adana ,Antalya ,İçel, Ankara, Gaziantep, İzmir, Elazığ, Hatay, Kayseri,Konya,Niğde ,Yozgat,Van, Dİyarbakırdır.

Bu illerdeki okullarda okuyan öğrencilere ve ailelerine  öncelikle bu esrar eroin vb uyuşturucu maddelerin zararlarını anlatan filmler izlettirilmeli ve seminerler düzenlenmelidir. Adana, Antalya, Mersin, Konya ve Gaziantep illeri eroin olayları baz alındığında ilk beş sırayı oluşturmaktadır.

       AMATEM'in 2004-2009 yılı verilerine göre, alkol kullanımı nedeniyle tedavi için başvuru sayısı azalırken eroine bağlı başvurular artıyor. Eroin kullanımının tedavisi için başvuran hastaların tüm hastalara oranı 2004'te yüzde 8.7 iken bu oran 2009'da yüzde 38'e çıktı.

       Uyuşturucuya başlama nedeni olarak , tabloda görüldüğü gibi  %37.5 u sadece merak yüzünden başlamaktadır. Öğrencilere bunun zararları yeterince anlatılsa , böylece merakları da ortadan kalkacaktır.

 

      Maddelere göre dağılıma bakıldığında da altı yıllık sürede hastaların yüzde 48'i alkol, yüzde 28'i eroin, yüzde 16'sı diğer maddeler ve yüzde 8'i uçucu madde kullanımının tedavisi için başvuruda bulunuyor. Alkol kullanımının tedavisi için başvuran hastaların tüm hastalara oranı 2004'te yüzde 56 iken bu oran eroin kullanımının tedavisi için başvuran hasta sayılarındaki artış nedeniyle yüzde 45'lere geriliyor. Türkiye uyuşturucu raporuna göre, 13 ildeki 22 tedavi merkezinde yatarak madde bağımlılığı tedavisi gören her üç hastadan ikisi eroin bağımlısı. Uçucu madde bağımlılığı nedeniyle yatan hastaların ise yüzde 58'i Ankara, yüzde 10'u Kayseri, yüzde 4'ü Yozgat, yüzde 4'ü Niğde ve yüzde 3'ü Konya'da ikamet ediyor. Rapora göre, madde kullanmaya başlama yaşı ise 10-63 arasında değişiyor.

 

TUBİM İl İrtibat Görevlileri Tarafından 2010 Yılında gerçekleştirilen faaliyetlere katılan öğrenci sayısının  359.685 öğretmen sayısının ise  19137 olduğu görülmektedir.16   milyon öğrenci sayısı  ve 600 bin öğretmen olduğuna göre bu rakamların yetersiz olduğu görülmektedir.

 

 

 

 1999’ daki uyuşturucu kullanıcı sayısının sadece 2682 kişi olduğu görülmektedir.

    2010 Sonuçlarına göre hastanelere tedavi için başvuranların toplam sayısı 135.000 kişiye ulaşmıştır. 11 yıllık süre içinde sonuçlara bakıldığında rakamların ürkütücü olduğu  açıktır.Tedavi gören hastalar, tedavi gördükleri maddeyi ilk kullanım yaşları bakımından incelendiğinde; %10,72’sinin 15 yaşından küçük, %31,59’unun 15-19, %28,55’inin 20-24, %14,17’sinin 25-29, %6,97’sinin 30-34 ve %4,83’ünün ise 35-59 yaşları arasında olduğu görülmüştür.

 

          2010 yılında tedavi gören şahısların eğitim durumları incelendiğinde;

• %33,59’unun (974) ilkokul mezunu,

• %32,86’sının (953) ortaokul mezunu,

• %24,28’inin (704) lise mezunu,

• %5,55’inin (161) yüksekokul mezunu,

• %1,93’ünün (56) hiç okula gitmemiş olduğu,

• %1,79’unun (52) ise eğitim durumları hakkında bilgi olmadığı görülmektedir

 

        Halen Lisede okutulan Sağlık Bilgisi dersinin muhteviyatı  zenginleştirilmelidir.

Bu dersin içeriği daha çok alkol sigara ve uyuşturucu madde bağımlılığı ve zararları işlenmelidir. Bu ders bol görsel ve videolarla ders zenginleştirilmelidir. Uyuşturucunun yoğun olarak kullanıldığı illerdeki okullara  da öncelik verilerek ,bu illetin zararları genç beyinlerin zihinlerine kazınmalıdır.

       Eroin ve esrar yakalamalarındaki olay sayılarına göre ilk 20 ile giren illerde daha fazla dikkat edilmelidir.   Dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de madde kullanımının genç nüfusta yoğunlaştığı görülmektedir. EGM KOM Daire Başkanlığına bağlı Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (TUBİM) verilerine göre en fazla kullanıcının bulunduğu yaş aralığının 15-24 yaş arası olduğu görülmektedir.  

                                                                            

            Ülkemizde uyuşturucu kullanımın önlenmesi ve azaltılmasına yönelik önlemlerin daha ciddiyetle ve samimiyetle ele alınması gereklidir. Bu amaçla;

 

 *Madde bağımlılığı tedavi merkezlerinin sayısı ile bu kurumlarda çalışan personelin sayısı ve çeşitliliği artırılmalı ve eğitimli personellerin bu kurumlarda çalışması sağlanmalıdır.

 *Madde bağımlılığı merkezlerinin tüm yurtta yaygınlaşması sağlanmalıdır.

 

* Dünyada uygulanan tüm ilaç ve tedavi yöntemlerinin ülkemizdeki madde kullanıcılarının hizmetine sunulması ve kullanılması sağlanmalıdır.

 

 *Madde kullanımını bırakamayan kullanıcılara yönelik zarar azaltma programları devreye sokulmalıdır.

 *Bilimsel temeli olan önleme etkinliklerinin sayısı artırılmalı, bu etkinlikler hazırlanırken bilimsel kuruluşların ve meslek örgütlerinin görüşleri alınmalıdır.

 *Önleme etkinliklerin etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmalıdır. Önleme etkinliklerini yürütecek kuruluşlara destek verilmelidir.

 

“Ahlâklı olmanın ilk şartı, temeli, insanın her şeyden ve dünyalardan değerli, hürmete lâyık olduğunu kabul etmektir. Yapmamız lazım gelen ilk iş, garbın aşıkı değil, insan ruhunun müptelâ aşıkı olacak bir zümre yetiştirmektir. Aşkın ve dinin bulunduğu yerde insan pek büyük bir varlıktır.”    Nurettin Topçu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

Yorum Yaz